Cafer Paşa Dârülkurrâsı Dârülkurrâ

Kütahya Cafer Paşa Dârülkurrâsı
Dârülkurrâ 1579-1582 yıllarında inşa edilmiş olup, günümüzde Balıklı Mahallesinde evler arasında sıkışmış ve harap bir durumda varlık savaşı vermektedir. Oldukça dikkat çekici özenli bir mimarisi bulunan yapı, Kütahya’da Klasik Osmanlı mimarisinin ender örneklerinden biri olarak sanat tarihi açısından önemli bir yere sahiptir.

Dârülkurrâ, inşa tarihine bakılırsa Mimar Sinan’ın Hassa başmimarı bulunduğu döneme (1538- 1588) rastlar ancak Sinan’ın eserlerini içeren listelerde adı geçmemektedir. Mimari planı itibarı ile ünik bir eser olan yapı, tamamen kendine has bir tasarım sergilemekte ve Osmanlı Dârülkurrâları arasında istisnai bir örnek oluşturmaktadır. Yapı, sekizgen prizma gövdesi ve onu örten sekizgen tasarımlı kubbesiyle ilk bakışta klasik üslupta bir Osmanlı türbesine benzemektedir. (Tanman, 1993) Yapı hem klasik dönemde hem de Tanzimat sonrası dönemde faal olarak kullanılmış hatta Cumhuriyet’in ilk yıllarında da kullanıldığını gösteren belgeler bulunmaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarında encümen azalığı yapan, Mal Hatun Numune-i Nisa Mektebi mezunu Hacı Naime Öniz Hanımefendi, Kütahya Dârülkurrâsı’nda Kur’an-ı Kerim eğitimi aldıklarını, bir de kalfaları olduğunu beyan etmiştir. (Erden, 2015) Yüksek ihtisas medresesi olarak kabul edilen Dârülkurrâ’da hangi seviyede ya da hangi derecede medrese eğitimi verildiği bilgisine ulaşılamamıştır. (Erden, 2015)

59 envanter numaralı yapı Kütahya ilinin Merkez ilçesinde Alipaşa Mahallesi Balıklı Caddesi’nin doğusunda 85 ada 31 parselde bulunmaktadır. Yapının caddeye bakan cephesi bulunmamaktadır.
Cadde üzerindeki 395 ve 244 envanter numaralı yapıların arasında konumlanmaktadır. Yapı kuzeybatı cephesinin tamamı ve batı Kütahya’da Cafer Paşa Dârülkurrâsı cephesinin bir kısmı olmak üzere çevre yapılar sebebiyle kapanmıştır.
Kütahya Cafer Paşa Dârülkurrâsı Mimari Özellikleri
Osmanlı Dârülkurrâları genellikle büyük ya da küçük kapsamlı bir külliyeye dahil olarak inşa edilmişlerdir. Bu durum Osmanlı darülkurralarında görülen önemli bir özellik olup, darülkurra bağımsız bir yapı olarak da inşa edilse, en azından bir cami ya da bir mescid yanında inşa edilmişlerdir. Kütahya Dârülkurrâsı ise, tek başına tasarlanmış, bir külliye programına dahil edilmemiştir. Kütahya Cafer Paşa Dârülkurrâsı, tasarımı açısından olduğu gibi bu özelliği ile de Osmanlı mimarisinde nadir örnekler arasında yer almaktadır. Kütahya Dârülkurrâsı bu yönüyle hiçbir külliye programı, medrese ya da camiye bağımlı olmaksızın inşa edilen Bursa’daki Hoca Yakub Dârülkurrâsına benzemektedir. (Tanman, 1993). Bu özellik başka bir örnekte yoktur.

Yapı sekizgen planı ve kubbeli örtü sistemi ile klasik Osmanlı türbelerine benzerlik gösterir. Bu türbelerden farklı olarak yüksek bir zemine oturmaktadır. Bu yükseklik onun darülkurra olarak tasarlandığını açıklar niteliktedir. Burası bir darülkurra olarak tasarlandığına ve burada kitaplarla eğitim sürdürüleceğine göre, bir kütüphane mimarisi mantığıyla kitap ya da defterlerin nemden korunması amaçlanmış olmalıdır. Yapının dış cephesi kesme taştır. Her cephede ortak özellik olarak dikdörtgen taş söveli, üst kotta ise sivri kemerli pencerelerle aydınlatılmıştır. Yapıda hemen her cephede bulunan dikdörtgenlerle ayrılmış ve içleri sonradan doldurulmuş bölümler oldukça dikkat çekici bir mimari öğedir.
Yapı sekizgen prizma bir gövdesi ve onu örten kubbesi ile genellikle kare planlı inşa edilen Dârülkurrâlardan farklı bir tasarım oluşturmaktadır. Bu haliyle Dârülkurrâdan çok klasik üslupta yapılmış bir türbeyi andıran mimarisiyle oldukça farklı bir özelliğe sahiptir. Yapının cephesindeki ahşap parça ve izlerden daha önce yapıyı tamamen çevreleyen bir oyuk olduğu ve bu oyuğun etrafında ahşap sundurma bulunduğu tespitinde bulunulmuştur ki bu hali, 16. yy. Klasik Osmanlı türbeleri örneğini hatırlatmaktadır.

Osmanlının klasik döneminde inşa edilen 1579-1582 yılları arasına tarihlenen Kütahya Cafer Paşa Dârülkurrâsı Anadolu ve Rumeli Beylerbeyliği görevlerinde bulunan Cafer Paşa tarafından yaptırılmıştır. İnşa tarihine göre, Mimar Sinan’ın baş mimar olduğu döneme rastlamasına rağmen Sinan’ın eserlerini içeren listelerde adı geçmemektedir. Eserin en dikkat çekici özelliği, mimari planındaki kendine has tasarımıdır. Yapı, sekizgen prizma gövdesi ve onu örten sekizgen tasarımlı kubbesiyle ilk bakışta klasik üslupta bir Osmanlı türbesine benzemekte, Darü-lkurra yapıları arasında ünik bir form sergilemektedir. Türbe benzerliğini destekleyen başka bir unsur da zamanında yapıyı üst kotta çevreleyen ahşap bir sundurmanın varlığıdır. Bu durum duvardaki oyuk izlerinden ve ahşap parçalardan tespit edilmiştir. 16. yy. klasik Osmanlı türbe mimarisindeki bu özellik, diğer darül-kurralarda görülmemesi nedeniyle yapıya plan açısından önemli bir değer katmaktadır.

Yapının türbe mimarisinden farkı zeminden yüksekliğidir. Yapının bir tür ihtisas medresesi olması nedeniyle Kur’an gibi kitapları sürekli bulundurması gerektiğinden ve bu kitapların nemden korunması amacıyla yüksek bir giriş tercih edilmiş olmalıdır. Yapı değişen imar uygulamaları nedeniyle evler arasında sıkışmış vaziyettedir. Yapının kuzeybatı duvarı bitişik nizam nedeniyle zaten kapalı durumdadır.

Sanat tarihi açısından önemli bir yerde duran ve pek çok yönüyle farklılıklar gösteren ayrıcalıklı niteliklere sahip Kütahya Cafer Paşa Dârülkurrâsı, elde edilen ve edilecek olan veriler ve bilgiler ışığında ilk etapta Kütahya Valiliğince kamulaştırması yapılacak olup Kütahya Belediyesi ile müştereken aşağıda görüldüğü gibi restorasyonu yapılarak tekrar kullanıma uygun hale getirilecektir.
Kütahya Cafer Paşa Dârülkurrâsı Restorasyon Görünüşler
Dârülkurrâlar
‘Yer, mekân, ev’ anlamında “dâr” ile “okuyan” anlamına gelen ‘kârî’ kelimesinin çoğulu olan ‘kurrâ’ kelimelerinden oluşur. Kur’ân-ı Kerîm’in öğretildiği, bir bölümünün veya tamamının ezberletildiği, kıraat vecihlerinin tâlim edildiği yerlerdir.
Dârülkurrâ Çeşitleri
Dârülkurrâların yapımına ilk olarak dârülkur’ân adı altında hicrî 400’lü yılların başında başlanmıştır. Mısır’da Fâdıliyye, Şam’da İbn Müncâ ile Nizâmiye Medreseleri içerisinde kurulan dârülkur’ânlar; yine Şam’daki Sencâriyye ve Cezerîyye dârülkur’ânları; Eyyûbiler, Anadolu Selçukluları ve Karamanoğulları devrinde kurulan dârülkur’ân ile dârülhuffâzlar bu durumun örneklerindendir. Dârülkurrâlar tarihin akışı ve şartları çerçevesinde her ne kadar isim değişikliğine uğrayıp farklı görünümlere bürünmüşlerse de günümüze dek varlıklarını devam ettiren eğitim kurumlarından olmuşlardır.
Dârülkurrâlar tarihte değişik şekillerde kurulmuştur. Bunlar;
1. Medrese bünyesinde tesis edilen
2. Kur’ân okunması ve öğretilmesi için vakfiyeler düzenlenen türbelerde yer alan,
3. Bir kuruma bağlı olmaksızın ya da bir yapıya dâhil edilmeden yapılmış müstakil olan,
4. Evlerde tesis edilmiş dârülkurrâlardır.
Dârülkurrâların Eğitim-Öğretim Kadrosu
Dârülkurrâlarda çalışanlar, hocalar, yönetimdekiler ve hizmetliler olmak üzere üç gruptur. Öğretim elemanları medreselerdeki gibi ‘muîd’ ve ‘müderris’tir; aynı zamanda dârülkurrâ ve dârülhadîslere has ‘şeyhülkurrâ’ ile ‘şeyhülmuhaddisîn’ dir.
Dârülkurrâların Müfredâtları
Dârülkurrâların müfredâtlarında genel olarak tâlim (mehâric-i hurûf/sıfât-ı hurûf), tecvid ve kıraat olmak üzere üç ana ders dikkat çeker. Mehâric-i hurûf ve tecvid derslerinde Dânî‘nin Urcûze diye bilinen İktisad’ı, Şâtıbî’nin Râiyye’si ile Kasîde-i Lâmiyye’sinin sonundaki bölüm, İbnü’l-Cezerî’nin Hidâye’si ile Mukaddime’si ve İbnü’l-Cezerî’nin oğlu Ebûbekir’in Mukaddime için yazdığı Şerhu Mukaddimeti’t-tecvid adlı eseri okutulmuştur. Kıraatlere dair okutulan eserler ise Dânî’nin et-Teysîr’i, İbnü’l-Cezerî’nin Tahbîru’t-Teysir, et-Tayyibe, Takrîbü’n-Neşr ve ed-Dürre’si ile Şâtıbî’nin Hırzü’l-Emânî adlı eseridir.
Dârülkurrâların Günümüze Ulaşanları
Osmanlı mimarisinde ilk dârülkurrâ yapılarını tespit etmek güçtür. XV. yüzyıl sonlarına kadar bu yapılar ya muallimhane-mektep olarak anıldıklarından ya da ayakta duramayıp ortadan kalktıklarından bu yapıların mimari özellikleri hakkında bilgi sınırlı kalmıştır. Hali hazırda ayakta duran meşhur dârülkurrâların isimlerine gelince bunlar; Bursa’da Hoca Yakub, Edirne’de Selimiye, İstanbul’da Molla Gürani, Hüsrev Kethüdâ, Eyüp’te Sokullu Mehmet Paşa, Fatih’te Sadullah Sadi Çelebi, Mustafa Ağa, Süleymaniye, Sultan Ahmet, KadızâdeEfendi(Çırçır), Üsküdar’da Atik Vâlide, Kütahya’da Cafer Paşa, Tokat’ta Hatuniye Medresesi dârülkurrâlarıdır.

Benzer

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir